Varsayımlar, enerjini düşürür. Çünkü beklenti oluşturur ve karşılanmadığında hayal kırıklığı ve mutsuzluk getirir. Varsayımlarla yaşamak seni hep geride bırakır, çünkü anı kaçırırsın. Geçmişin gölgesinde ya da geleceğin belirsizliğinde sıkışıp kalırsın ve şu anın değerini göremezsin.
Bir olayda, birinin senin davranışından bir şey anladığını varsayma mesela. Ya da sen, başkasının davranışını kendi kafanda şekillendirdiğin bir varsayımla değerlendirme. Örneğin, biri o gün hoşuna gitmeyen bir şey yapmış olabilir. “Bana bilerek böyle yaptı.” diye düşünmek, bir varsayımdır. Sonrasında “O zaman ben de ona selam vermeyeyim.” ya da “Ben de şöyle davranayım da anlasın.” demek, başka bir varsayımdır.
Bir sonraki adım ise daha tehlikelidir: Varsayımını gerçek kabul etmek ve bunun üzerinden yargıya varmak! İşte tam da burada, farkında olmadan kendini mutsuzluğa sürüklersin. Oysa her birimiz farklıyız. Düşünce yapımız, bakış açımız, olaylara olan duygusal yakınlığımız, tarafsızlığımız farklı… Sen farklısın, o farklı.
Peki ya senin düşündüğün gibi davranmadıysa? Ya amacı tamamen farklıysa? Ya senin hareketini de, varsaydığın şekilde anlamadıysa? Sonuç yine hayal kırıklığı, üzüntü ve mutsuzluk olur. Eşin, çocuğun, annen, baban, arkadaşın ya da hayatındaki diğer insanlar… Onlar ve davranışları hakkında varsayımlarda bulunma.
Her zaman açık iletişim kur. Eğer hoşuna gitmeyen bir durum varsa açıkça söyle. Üstü kapalı konuşarak, imalarda bulunarak değil… “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.” diyerek değil.
Farkındalığını artırdığında, ne çok alışkanlığını ve günlük rutinini varsayımlarla yönettiğini fark edeceksin. Ve en güzeli, varsayımlardan özgürleştiğinde hayatının da nasıl güzelleştiğini göreceksin. Daha az kırılacak, daha az üzülecek ve daha çok anlayacaksın. Çünkü gerçekler, varsayımlardan çok daha net, çok daha sade ve çok daha huzur vericidir.
Sevgiler,
Ayça FİLİZ
Kasım 2024
