Kopma Noktası: Dönüşümün Başlangıcı

Kopma noktası, insanın geçmişiyle geleceği arasında verdiği en keskin karardır.

Hayatta bazı anlar vardır ki, geri dönüşü olmayan bir karar alırız. Bu anlar, bir şeylerin artık eskisi gibi olmayacağını hissettiğimiz kopma noktalarıdır. Çoğu zaman bu kopma noktaları, biriken hayal kırıklıkları, yorgunluklar ve vazgeçişlerle şekillenir. Belki de bu yüzden büyüklerimiz “İnceldiği yerden kopsun” derdi. Çocukken bu söz sadece bir deyim gibi gelirken, zamanla bunun çok daha derin bir anlam taşıdığını anladım. Çünkü kopma noktası, aynı zamanda dönüşümün başlangıcıdır.

Kopma noktası, bir son gibi görünse de, aslında kendini yeniden keşfetmenin kapılarını aralar. İnsan bazen içinde bulunduğu durumu kabullenir, belki de fazla düşünmeden devam eder. Ancak bazı anlar vardır ki, artık eskisi gibi devam edemezsin. O noktada ya değişime cesaret edersin ya da olduğun yerde kalırsın. Ama unutma, her kopuş aynı zamanda yeni bir başlangıcın habercisidir.

Bazen büyük bir hayalin eşiğine geldiğinde vazgeçtiğini fark ettin mi? Tam hedeflerine ulaşacakken, her şey yoluna girmek üzereyken, iç sesin seni durdurdu mu? Belki korkuların devreye girdi, belki geçmişteki başarısızlıkların seni geri çekti. Ama unutmaman gereken bir şey var: Hayatta hiçbir gerçek başarı, mücadele etmeden ve kararlılık göstermeden gelmez.

Önemli olan, kopma noktasına geldiğinde ne yapmayı seçtiğindir. İnceldiği yerden kopmasına izin vermek mi, yoksa inceldiği yerden güçlenerek devam etmek mi? Seçim senin… Ya kırıldığın yerden daha güçlü şekilde ayağa kalkarsın ya da geçmişin gölgesinde kalmaya devam edersin. Vazgeçme kendinden, hayallerinden, isteklerinden. Çünkü başarı, sabırla, azimle ve kararlılıkla gelir. Düşüncelerini değiştir, korkularını dönüştür, kendine inan. En güçlü değişimler, en büyük kırılmaların ardından gelir. Hayat sana her zaman yeni fırsatlar sunar; önemli olan, onları görebilmek ve yakalayabilmektir.

Sevgiler,
Ayça FİLİZ
(12.03.2025)

 

Zamanı Gerçekten Yaşıyor Musun?

Öyle hızlı akıyor ki zaman… Kime sorsan bir koşuşturma içinde. Durmak, nefes almak, kendini dinlemek neredeyse unutulmuş bir lüks haline gelmiş. Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşı… Peki, bu telaş içinde neleri kaçırıyorsun, hiç düşündün mü? Yoğun bir günün ardından, bir gün daha bitti diye sevinirken aslında ömründen bir gün daha eksildiğinin farkına varıyor musun?

Bazen zaman su gibi akıp giderken bazen neden ağır ilerliyor? Hiç düşündün mü neden? Kendini dinlemeyeli, içine dönmeyeli, özüne sarılmayalı ne kadar oldu? Eğer kendine zaman ayırmazsan, içinde seninle konuşmaya çalışan seni duyamazsın. O, sana sürekli rehberlik ediyor ama sen onu dinlemiyorsun. Doğruyu söylediğinde ya da sana yol gösterdiğinde ona kulaklarını kapatma. İçindeki bilge seni uyardığında duy ve uyan derin uykundan.

Zaman hepimiz için ilerliyor. Onu tutamazsın, durduramazsın ve geriye alamazsın. Öyleyse mükemmel olma çabası neden? Sen mükemmel olmaya çalışırken zaman akmaya devam ediyor. Kendini sev, dinle, duy ve dur bir an. Nefes al, hisset ve sahip oldukların için şükret. Sahip olmadıkların için de şükret, çünkü her şey senin yolculuğunun bir parçası.

Hatırla, mükemmel olmadığında da değerlisin, özelsin. Yaradan seni her halinle ve her zaman seviyor. Mükemmel olmaya çalışarak harcama zamanını. Sen kendine döndükçe, kabule geçtikçe ve kendini sevdikçe zaman senin için kıymetlenecek. Ve işte o zaman, en mükemmel haline en yakın noktaya ulaşacaksın.

Sevgiler

Ayça FİLİZ
Eylül 2020

 

Varsayımlar Gerçekten Doğru mu?

Varsayımlar, enerjini düşürür. Çünkü beklenti oluşturur ve karşılanmadığında hayal kırıklığı ve mutsuzluk getirir. Varsayımlarla yaşamak seni hep geride bırakır, çünkü anı kaçırırsın. Geçmişin gölgesinde ya da geleceğin belirsizliğinde sıkışıp kalırsın ve şu anın değerini göremezsin.

Bir olayda, birinin senin davranışından bir şey anladığını varsayma mesela. Ya da sen, başkasının davranışını kendi kafanda şekillendirdiğin bir varsayımla değerlendirme. Örneğin, biri o gün hoşuna gitmeyen bir şey yapmış olabilir. “Bana bilerek böyle yaptı.” diye düşünmek, bir varsayımdır. Sonrasında “O zaman ben de ona selam vermeyeyim.” ya da “Ben de şöyle davranayım da anlasın.” demek, başka bir varsayımdır.

Bir sonraki adım ise daha tehlikelidir: Varsayımını gerçek kabul etmek ve bunun üzerinden yargıya varmak! İşte tam da burada, farkında olmadan kendini mutsuzluğa sürüklersin. Oysa her birimiz farklıyız. Düşünce yapımız, bakış açımız, olaylara olan duygusal yakınlığımız, tarafsızlığımız farklı… Sen farklısın, o farklı.

Peki ya senin düşündüğün gibi davranmadıysa? Ya amacı tamamen farklıysa? Ya senin hareketini de, varsaydığın şekilde anlamadıysa? Sonuç yine hayal kırıklığı, üzüntü ve mutsuzluk olur. Eşin, çocuğun, annen, baban, arkadaşın ya da hayatındaki diğer insanlar… Onlar ve davranışları hakkında varsayımlarda bulunma.

Her zaman açık iletişim kur. Eğer hoşuna gitmeyen bir durum varsa açıkça söyle. Üstü kapalı konuşarak, imalarda bulunarak değil… “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.” diyerek değil.

Farkındalığını artırdığında, ne çok alışkanlığını ve günlük rutinini varsayımlarla yönettiğini fark edeceksin. Ve en güzeli, varsayımlardan özgürleştiğinde hayatının da nasıl güzelleştiğini göreceksin. Daha az kırılacak, daha az üzülecek ve daha çok anlayacaksın. Çünkü gerçekler, varsayımlardan çok daha net, çok daha sade ve çok daha huzur vericidir.

Sevgiler,

Ayça FİLİZ
Kasım 2024

Hayatı Kolaylıkla ve Sevgiyle Yaşamak Mümkün

Hayatı Kolaylıkla ve Sevgiyle Yaşamak Mümkün

Herkesin hikayesi farklıdır. Kimine hayat kolaylıkla akarken, kimisi hep mücadele etmek zorunda kalır. Hep bir kazanma, başarma savaşı… Ve defalarca aynı döngüyü yaşadığında kendine şu soruyu sorarsın: “Diğerleri her şeye layık da ben değil miyim?” Ama belki de farkında olmadan kendine engeller koyuyorsun. Bir şeyin değerli olması için zor olması gerektiğine inanıyorsun. Kolay gelenin kıymetsiz olduğunu düşünüyor, mücadele etmeden elde ettiğin şeyleri değersiz sayıyorsun. Çünkü bugüne kadar her şeyi tırnaklarınla kazıyarak elde ettin.

Peki ya artık bu değişse? Eğer sadece zorluklarla motive oluyorsan, kolaylık seni eksik hissettirir. Belki de o çok istediğin şey bir anda anlamını yitirir. Çünkü mücadele etmeden geldiğinde, sanki değerini kaybeder gibi olur. Oysa hayatı kolaylıkla yaşamak, istediklerine kolaylıkla ulaşmak ve yine de değerini bilmek mümkün.

Şükretmek, sahip olduklarına ve sahip olmadıklarına bile şükretmek, hayatındaki bolluğu ve bereketi artırır. Bu inancını değiştirdiğinde, hayatın da değişir. Çünkü hayat sana kolaylıkla akmaya başlar. Ve sen şükrettikçe daha da çoğalır. Ama burada önemli bir nokta var: Kendine ne kadar izin veriyorsun?

Özgür bırak artık sana hizmet etmeyen inançları, seni aşağı çeken duyguları, ağır gelen enerjileri. Onlar sadece seni biraz daha yorgun, biraz daha gergin yapıyor. Oysa senin ruhun hafiflemeye, özgürleşmeye ihtiyacı var. Kendini dinle. Kalbini dinle. En huzurlu yanını duy, onunla anlaşmayı öğren. Kalbin sana sadece senin iyiliğin için konuşur. Başkalarını ayna sanma. Herkes seninle aynı değil ki seni yansıtsın, seni anlasın. Beklentiyi bırak. Sen kendinle uyum içinde ol yeter.

Üzerine düşeni yap, gerisi zaten kendiliğinden gelir. Vicdanın rahat, kalbin huzurlu olsun. Günün sonunda, başını yastığa koyarken şunu söyleyebilmelisin: “Kendim için elimden gelenin en iyisini yaptım.” İşte o zaman içindeki ışığa ulaşırsın. Ve sadece o zaman başkalarına da ışık olabilirsin.

Sevgiyi önce kendine ver. En bonkör olduğun alan sevgi olsun. Çünkü sevgi varken, neden üzgünsün? Kalbini acıtan nedir? Sor kendine. Cevap mutlaka gelir. Yeter ki duymayı, görmeyi ve dinlemeyi seç. Alman gereken dersleri tamamladıysan, arkana bakma. Sadece ilerle. Hatırla koşulsuz sevgi zaten seninle. Kendine izin verdiğinde, o sevginin dünyanı nasıl aydınlattığını göreceksin.

Sevgiler,

Ayça FİLİZ
24/08/2020